Haddinden fazla yorgun 2 beden sırt sırta.
Blöf: Periyodik cinayetler.
Gitgide çirkinleşiyor sanırım zaman.
Ve bu genellemeden mutfaktaki yağlı, plastik saat de nasibini almalı.
Yaşanmışlıkların, arasında milyonlarca kilometre mesafe olan noktalara fırlattığı 2 ruh,geriye kalanla, hala, inatla, cinsel dürtüleriyle yan yana.
Ucuz parfüm, insan teri, haddinden fazla alkol ve umarsızca dünyaya salınmış saf protein kokulu odalarda tüm ihtişamıyla boy gösteren alkolik Tanrıça!
Vücudunun kutsallığı artık elden ele, dilden dile.
Az sonra yeniden hayvani iniltilerin yankılanacağı duvarlara sinen şuh kahkahaları.
Belki de bu yüzden kovuldu cennetten ha?
Yüksek sesle sevişmek suç olmalı.
İntihara meyilli bir Tanrı,kayıplarının ardından.
Aramızda…
Yanımızda…
Kirli kaldırımlarımızda o da kendi yazgısını çiğniyor bizlerle.
Faydası olur mu sabunun, orospu Tanrıçanın adet kanına?
Hani kimliksizliği değil mi Tanrınızı kutsal yapan.
Onunki de o hesap.
Birer birer yok edilecek delilleri.
Her saniyesi önceden hesaplanmış gelgitler,ruhun kaygan kara deliğinde.
Kalbin bekaretini bozan tek hamle.Tek beden, tek ten, tek koku, tek saniye çoğu zaman.
Duyulan hazdan daha ağır basan acı.
Ve karşımızda AŞK: Ruh tecavüzü!
17 Aralık 2008 Çarşamba
13 Aralık 2008 Cumartesi
Son vedada topuğu kırılan kadın.
Hep o son vedada topuğu kırılan kadın.
Veda anını yaşamayan, yaşatmayan.
Boyası fazla kaçmış,
Sonradan akışkan, yapışkan hep.
Doğru olandır hani,o hep birkaç beden büyük gelen gülümsemeler.
O öyle ister.
O taşır,
Taşımalıdır der herkes…
Kristal kesme bardağın içindeki şaraptan bakar sana.
Paramparça eder.
Geç fark eder,
kabullenemezsin belki…
O uyarılır daima.
Hayattır onun uyarıcısı.
Yüksek doz alır,bana mısın demez.
Sen ise ortada dönen saçmalığı bile göremeyecek kadar terk etmişsindir kendini…
İzole edilmiş hisleriyle
doğurganlık egosunun tatmini üzerine direnmekte bakire fahişe.
Metafiziksel orgazmlara sebep,
hayattan uzak,
hayata ait.
Ruhunda geceden kalma morluklarla,
her nefeste kırılgan,
alıngan her yudumda…
Paramparça olmuş istikrarı,
hafif akmış makyajının ardında hala saklı gurur zırvaları.
Hani o zamansızlığa adanmış romanlardan fırlama ütopik karakterler misali…
Hala yalnız,yalancı hala.
Kurgusal cinayetlerine inat,
hala adil,asaletini korumakta hala.
İntihar mektubu arşivinin ardından Tanrıların huzuruna çıkan hunharca tüketilmiş hayatlara sahip insan güruhunun temsilcisi boyalı ucube.
Yenilgi timsali o,
her başladığı işi bitirme girişimi fiyaskoyla sonuçlanan Tanrılar misali.
Bir kendini beğendirme tutkusudur gider.
Kalıcı kokuları, renkli boyaları, yüksek topukları vardır.
Veda gününe değin…
Veda anını yaşamayan, yaşatmayan.
Boyası fazla kaçmış,
Sonradan akışkan, yapışkan hep.
Doğru olandır hani,o hep birkaç beden büyük gelen gülümsemeler.
O öyle ister.
O taşır,
Taşımalıdır der herkes…
Kristal kesme bardağın içindeki şaraptan bakar sana.
Paramparça eder.
Geç fark eder,
kabullenemezsin belki…
O uyarılır daima.
Hayattır onun uyarıcısı.
Yüksek doz alır,bana mısın demez.
Sen ise ortada dönen saçmalığı bile göremeyecek kadar terk etmişsindir kendini…
İzole edilmiş hisleriyle
doğurganlık egosunun tatmini üzerine direnmekte bakire fahişe.
Metafiziksel orgazmlara sebep,
hayattan uzak,
hayata ait.
Ruhunda geceden kalma morluklarla,
her nefeste kırılgan,
alıngan her yudumda…
Paramparça olmuş istikrarı,
hafif akmış makyajının ardında hala saklı gurur zırvaları.
Hani o zamansızlığa adanmış romanlardan fırlama ütopik karakterler misali…
Hala yalnız,yalancı hala.
Kurgusal cinayetlerine inat,
hala adil,asaletini korumakta hala.
İntihar mektubu arşivinin ardından Tanrıların huzuruna çıkan hunharca tüketilmiş hayatlara sahip insan güruhunun temsilcisi boyalı ucube.
Yenilgi timsali o,
her başladığı işi bitirme girişimi fiyaskoyla sonuçlanan Tanrılar misali.
Bir kendini beğendirme tutkusudur gider.
Kalıcı kokuları, renkli boyaları, yüksek topukları vardır.
Veda gününe değin…
7 Ekim 2008 Salı
dön.
İçiyorum,
içtikçe sentetik zamanlara kangren ayaklar basıyorum,şuursuzca.
Yankılar içimde.
Sarıp sarmalanmış aklım..
Etkisiz..
Ruhun sende değil orda olduğun sürece,
Elinde...uçurtma( n )...
Pişmanlığım geziniyor derimin altında,
çaresizlik tarafından eziliyorum
az bile.
Bulutlar..
Yoğun.
Sessizlik,belirsizlik,hafıza kaybı..
Hayatım arabalı sinemada izlediğim bir film.
Elindeki uçurtmanın ipine bağlı hayallerim.
Bırakma.
içtikçe sentetik zamanlara kangren ayaklar basıyorum,şuursuzca.
Yankılar içimde.
Sarıp sarmalanmış aklım..
Etkisiz..
Ruhun sende değil orda olduğun sürece,
Elinde...uçurtma( n )...
Pişmanlığım geziniyor derimin altında,
çaresizlik tarafından eziliyorum
az bile.
Bulutlar..
Yoğun.
Sessizlik,belirsizlik,hafıza kaybı..
Hayatım arabalı sinemada izlediğim bir film.
Elindeki uçurtmanın ipine bağlı hayallerim.
Bırakma.
6 Ekim 2008 Pazartesi
tik-tak
geç kalmak hayata.
kaçırmak saniye saniye,
ve ardından izlemek zorunda bırakılmak.
akrep ve yelkovanla daimi çatışma hali.
saniyenin her vuruşunda yaşanan beyin sarsıntısı.
Tik-tak...
Tik-tak..
Tik-tak.
Ölümcül tik-tak lar.
Bir dakika öncesi dahil geçmişin sivri iğneleri arkada,
bir dakika sonrası dahil geleceğin belirsizlik iğneleri önde,
şu saniyeye sıkışıklık.
saatlerce kedi merdiveni yapmaktı belki de hayat.
Saatlerce kedi merdiveni yapabilmekti...
Sıkılmamak gerekirdi ondan.
Kaybettim belki de hayatımı.
Zaman artık var.Geçiyor artık.
iron poison gone.
kaçırmak saniye saniye,
ve ardından izlemek zorunda bırakılmak.
akrep ve yelkovanla daimi çatışma hali.
saniyenin her vuruşunda yaşanan beyin sarsıntısı.
Tik-tak...
Tik-tak..
Tik-tak.
Ölümcül tik-tak lar.
Bir dakika öncesi dahil geçmişin sivri iğneleri arkada,
bir dakika sonrası dahil geleceğin belirsizlik iğneleri önde,
şu saniyeye sıkışıklık.
saatlerce kedi merdiveni yapmaktı belki de hayat.
Saatlerce kedi merdiveni yapabilmekti...
Sıkılmamak gerekirdi ondan.
Kaybettim belki de hayatımı.
Zaman artık var.Geçiyor artık.
iron poison gone.
4 Ekim 2008 Cumartesi
.
upuzun,
tıpkı umutlarım gibi simsiyah saçlarımdan vazgeçiyorum
tek bir makas darbesiyle,
tiradımın en acıklı cümlesini haykırırken kendime..
yine sancılı vazgeçişler yaşıyorum,
yine tek yaralı hayatım.
Ardından çellomu kucaklıyorum,
parmaklarımdan çıkan derin melankolik melodinin ruhuma egemen oluşuna tanıklık ediyorum sadistçe bir hazla.
Savaş açıyorum kendime. ,
Ve her şey gibi bunu da yarım bırakıp gidiyorum...
tıpkı umutlarım gibi simsiyah saçlarımdan vazgeçiyorum
tek bir makas darbesiyle,
tiradımın en acıklı cümlesini haykırırken kendime..
yine sancılı vazgeçişler yaşıyorum,
yine tek yaralı hayatım.
Ardından çellomu kucaklıyorum,
parmaklarımdan çıkan derin melankolik melodinin ruhuma egemen oluşuna tanıklık ediyorum sadistçe bir hazla.
Savaş açıyorum kendime. ,
Ve her şey gibi bunu da yarım bırakıp gidiyorum...
sadizm.
Yıldırım kırması saniyelik cinnetler,altından kalkılamayan ömürlük pişmanlıklar ve kaybedişler,istemdışı hataların getirdiği....
Sinek vızıltısı...
Paranoya...
Bedensel sarsıntı,durağan cisimlere veryansın.
Amaçsız gürültüler,köküne inilemeyen iniltiler
Kansız cinayetler,tine çalışan,faili meçhul.
Belki biraz daha şeffaflık gerek.
Biraz daha açılmalı belki bu koyu kıvam.
Belki bu renk fazla sert.
Belki de fazla acımasız bu gerçek ha?
Ne oldu?
Canın mı yandı?
Merhamet yoksunluğu bu!evet!
Egoizm? Belki
Belki de sadistim.
Ağır ahşap saatin ufak çatlağından içeri girip zembereğe ulaşan hamam böceği...
Zamanın içinde kayıp.
Üstüne basmak mı? Hızı yaşayıp aklını kaçırmasını izlemek mi?
Fazla kolay öldürmek...Her gün ölür her şey...
Her sabah farklıdır.
Ama gerçek acı benzemez,ne derde, ne ölüme....
Sinek vızıltısı...
Paranoya...
Bedensel sarsıntı,durağan cisimlere veryansın.
Amaçsız gürültüler,köküne inilemeyen iniltiler
Kansız cinayetler,tine çalışan,faili meçhul.
Belki biraz daha şeffaflık gerek.
Biraz daha açılmalı belki bu koyu kıvam.
Belki bu renk fazla sert.
Belki de fazla acımasız bu gerçek ha?
Ne oldu?
Canın mı yandı?
Merhamet yoksunluğu bu!evet!
Egoizm? Belki
Belki de sadistim.
Ağır ahşap saatin ufak çatlağından içeri girip zembereğe ulaşan hamam böceği...
Zamanın içinde kayıp.
Üstüne basmak mı? Hızı yaşayıp aklını kaçırmasını izlemek mi?
Fazla kolay öldürmek...Her gün ölür her şey...
Her sabah farklıdır.
Ama gerçek acı benzemez,ne derde, ne ölüme....
u-mut(suz)
Çok yankı yaptı bu sessizlik
Bu uçurum düşebileceğimden çok derin.
Karanlık kör edici boyutlara ulaştı yine,
Ve yeniden avazım çıktığı kadar susmaktayım...
Bu uçurum düşebileceğimden çok derin.
Karanlık kör edici boyutlara ulaştı yine,
Ve yeniden avazım çıktığı kadar susmaktayım...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)