Hep o son vedada topuğu kırılan kadın.
Veda anını yaşamayan, yaşatmayan.
Boyası fazla kaçmış,
Sonradan akışkan, yapışkan hep.
Doğru olandır hani,o hep birkaç beden büyük gelen gülümsemeler.
O öyle ister.
O taşır,
Taşımalıdır der herkes…
Kristal kesme bardağın içindeki şaraptan bakar sana.
Paramparça eder.
Geç fark eder,
kabullenemezsin belki…
O uyarılır daima.
Hayattır onun uyarıcısı.
Yüksek doz alır,bana mısın demez.
Sen ise ortada dönen saçmalığı bile göremeyecek kadar terk etmişsindir kendini…
İzole edilmiş hisleriyle
doğurganlık egosunun tatmini üzerine direnmekte bakire fahişe.
Metafiziksel orgazmlara sebep,
hayattan uzak,
hayata ait.
Ruhunda geceden kalma morluklarla,
her nefeste kırılgan,
alıngan her yudumda…
Paramparça olmuş istikrarı,
hafif akmış makyajının ardında hala saklı gurur zırvaları.
Hani o zamansızlığa adanmış romanlardan fırlama ütopik karakterler misali…
Hala yalnız,yalancı hala.
Kurgusal cinayetlerine inat,
hala adil,asaletini korumakta hala.
İntihar mektubu arşivinin ardından Tanrıların huzuruna çıkan hunharca tüketilmiş hayatlara sahip insan güruhunun temsilcisi boyalı ucube.
Yenilgi timsali o,
her başladığı işi bitirme girişimi fiyaskoyla sonuçlanan Tanrılar misali.
Bir kendini beğendirme tutkusudur gider.
Kalıcı kokuları, renkli boyaları, yüksek topukları vardır.
Veda gününe değin…